Kullanıcı Adı

:   Şifre :

 Şifremi Unuttum

EŞCİNSELLİĞİN BİLİNMEYEN YÜZÜ

Şu yer yüzünde rotasını belirlememiş olan insanlar artık neye inanacağına şaşırmış bir durumda. Her şey o kadar karmaşık bir hal almış ki işin içinden çıkmak gerçekten çok zor. Ama şu bir gerçek ki inanmak isteyen mutlaka bir yolunu bulur; ama ya inanmak istemezse; işte orda tüm yollar çıkmaza girer ve geri dönmek hiç kolay değil.
15/03/2013 - 17:40

Dikkat Edilmezse Geleceğin En Büyük Tehlikesi

BÖLÜM-1

Herkese Rahman olan Allahın adıyla.

Şu yer yüzünde rotasını belirlememiş olan insanlar artık neye inanacağına şaşırmış bir durumda. Her şey o kadar karmaşık bir hal almış ki işin içinden çıkmak gerçekten çok zor. Ama şu bir gerçek ki inanmak isteyen mutlaka bir yolunu bulur; ama ya inanmak istemezse; işte orda tüm yollar çıkmaza girer ve geri dönmek hiç kolay değil.

İçinde yaşadığımız çağın en büyük problemlerinden biri olan eşcinsellik için konuşmak bile kimi zaman çok da kolay olmayan bir durum. Bu konunun konuşulmasından eşcinseller bile rahatsız. Nedeni ortada. Çünkü onların bir kısmı bir şekilde bu durumun kabullenilmesini isterken bir kısmı, adının anılmasından rahatsız.

İşte bugün biz bu konu hakkında konuşacağız, konuşmalıyız. Çünkü biz konuşmadıkça onlar eşcinsellik normal görülsün diyenler, amaçlarına daha çok ulaşıyorlar. Konuşmalıyız, çünkü onlar sürekli yanlışları gözümüze sokarcasına “doğru” diye empoze etmeye çalışıyorlar. Özellikle sosyal medyada inanılmaz bir çaba içinde ve büyük bir emek verip çalışıyorlar…

 

Eşcinsellik hastalık mıdır?

Yıllarca tartışıldı bu konu. Haber kanalları, sosyal medya gibi bir çok unsur bu konuyu tartıştı. Müslümanlar olarak bizim Kurandan öğrendiğimiz şekliyle ister hastalık olsun, ister olmasın en büyük günahlardandır. Ama işin başka bir boyutu da var. Bir de onların gözüyle olaya bakarsak, onlara göre eşcinsellik hastalık değildir. Yıllar önce Amerika’da ve Avrupa’ da tıp biliminde hastalık sınıfından çıkarılmıştır. Eşcinsel toplum örgütleri ve onları savunan kişiler, sürekli konunun bu yönünü feveran şeklinde herkese söyleyip durdular. Birçok kaynakta özellikle Amerika ve Avrupa da tıp biliminde “eşcinsellik hastalık olmaktan çıkarılmıştır” burası evet doğru. Peki ama neden eşcinsellik tıp biliminde hastalık olmaktan çıkarılmıştır? Kimse madolyonun öteki yüzünü söylemiyor, çünkü işlerine gelmiyor. Biz konun gerçek yüzünü öğrenmeye çalışalım.

Konun uzmanlarından dinleyelim.

“Eşcinsellik uzun yıllar bir kimlik bozukluğu, hastalık veya sapkınlık olarak algılanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra Avrupalılar (ICD) eşcinselliğin sapkınlık olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlar, ancak normal bir davranış olduğunu da söylememişlerdir.

(……) Eşcinsellik alkolizm gibi bir hastalıktır. Ancak her alkol alan kişiye hasta diyemeyeceğimiz gibi her eşcinsel olan kişiye de hastadır diyemeyiz. Kişi hasta olup olmadığına kendisi karar vermelidir. Eşcinsel yönelimlerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden ve tedavi arayışında olan kişilere “hasta” denilebilir eğer isterlerse tedavi olabilirler.

Eşcinsellik tek yapı değildir,çeşitli alt tipleri vardır ve eşcinselliğin bazı tipleri tedavi edilebilir.” (Eşcinsellik Kader Değildir sh. 129/ Dr. A. Cem Keçe)

Kişi, eğer yaşadığı hayattan mutsuz ise ve acı çekiyorsa, tedavi olmak istiyorsa bu kişi hastadır denilebilir. Tıp bilimi kendi yaşantısından memnun olanları hasta kabul etmeyebilir fakat Kuran-ı Kerim de bu durum yasaklanmıştır. Burada şu konuyu açıklamak gerekirse bazı geyler ısrarla hasta olmadıklarını hayatlarından memnun olduğunu söyleyip bakın biz hasta değiliz, mutluyuz bizi hasta olarak göremezsiniz demelerinin sebebi de budur.

Yine yukarıda bahsedilen kitapta, eşcinselliğin tıp biliminde hastalık olarak çıkarılmasının farklı bir sebebine değiniliyor. Amerika ve Avrupa da 1974 yılında alınan karardan önce, eşcinsel olan kişiler sürekli eşcinselliğini bahane ederek işe gitmemezlik, ve basit sebeplerle eşcinselliğini bahane ederek benzer işlerden kaçınmalarından dolayı eşcinsellik hastalık olmaktan çıkarılmıştır.

Bu gün Avrupa ve diğer ülkelerde hastalık olarak kabul edilen baş ağrısı,migren gibi hastalıklar eğer suistimal edilip kötü yönde kullanılırsa ilerde belki bunlarda hastalık olmaktan çıkarılabililir. Buradan şu sonucu çıkarıyoruz :

Eşcinsellik tamamen eşcinsellerin baskısı ve politik nedenlerden dolayı hastalık olmaktan çıkarılmıştır.

 Eşcinselliğe sadece bir boyuttan bakmak son derece yanlış ve tutarsız bir durumdur.

Bakın “Eşcinsellik Kader Değildir” kitabında A. Cem Keçe neler söylüyor:

“Eşcinsellik denilince tek tip bir yapıdan bahsetmek zordur ve çok çeşitli eşcinsellik tipleri vardır.

 

A- AÇIK EŞCİNSELLİK

Açık eşcinselliğin bir çok tipi vardır

- Gerçek eşcinsellik

- Yalancı eşcinsellik

- Eyleme vurmayan eşcinsellik

- Geçici eşcinsellik

- Durumsal eşcinsellik

- Cinsel fantezilerin eyleme vurulduğu eşcinsellik ve sex işçiliği şeklinde sıralanabilir.

 

1-GERÇEK EŞCİNSELLİK

Kişinin kendi tutum, eğilim davranış ve düşüncelerini kabul edilebilir bulmasıdır. Eşcinsel eğilim, fantezi ve duygu davranışlarından ötürü rahatsızlık duymayan acı çekmeyen, bunaltı duymayan kişilerdir.

Burada araya girmek zorundayım, çünkü gerçek eşcinsel olarak tanımlanan birini tanıyorum.

Bu kişiden bahsetmek ve onu anlatmak gerekirse, kendisi hayatından son derece memnun, mutlu, acı çekmeyen ve hatta bir çok insana göre daha pozitif biriydi. Hatta bir ara görüştüğüm o dönemlerde kendisinin cennete gideceğini, ve yaşadığı hayattan ötürü ceza görmeyeceğine kesin bir şekilde inanmış biriydi. Ama bu kişi son derece günah batağında, her türlü zinaya girmiş ama bundan hiç mutsuz olamayan biriydi. Uzun zaman önce görüştüğüm bu kişi aynen yukarıda ki kriterlere uyan biriydi.

Devam edelim.

 

2- YALANCI EŞCİNSELLİK

Kişinin kendi tutum, eğilim, davranış ve düşüncelerini kabul edilebilir bulmamasıdır. Eşcinsel eğilim ve dürtülerinden acı çeken, bunaltı duyan benliğe yabancı kişilerdir. Eşcinsel hayatı son derece acı veren, karmaşa yaratan, yaşamı zorlaştıran yıkıcı bir güç olarak gören bu kişiler, gerçek anlamda huzur bulmayı isteyen yaşadıkları bu sıkıntıdan kurtulmayı ve tedavi olmayı isterler. Tedaviye yanıt verebilen 3. sırada ki tiptir.

İlk sırada –eyleme vurmayan eşcinsellik—ikinci sırada ise –geçici eşcinsellik yer alır.

 

3- EYLEME VURMAYAN EŞCİNSELLİK

Eşcinsel eğilim, dürtü duygu ve davranışlarını diğer insanlardan gizleyen ve eyleme vurmayan yani eşcinsel yönelimi olsa da kendi cinsiyle ilişkiye girmeyen kişilerdir.

Eyleme vurmayan eşcinsellik tedaviye –en iyi yanıt veren – tiptir. Tedavide başarı, iradenin sağlam olmasına bağlıdır,başarısızlık da iradenin zıddı olan gevşeklikten kaynaklanır.

Kuranı-Kerimde bir ayette: “Gevşeklik göstermeyiniz, mahzun da olmayınız, inanıyorsanız mutlaka üstünsünüz.” (Al-i İmran: 139)  Bu nedenle iradesi güçlü olan bu arkadaşlarımızın tedavileri genellikle yüzgüldürücüdür.

Burada şu noktaya değinmek lazım. Eyleme vurmayan kişi eğer isterse tedavi olabilir. Çünkü insan kendi iradesiyle ve inanarak mücadele ederse tedavi olma şansı yüksektir, ama bir şartla asla ama asla eşcinsel eyleme girmemek kaydıyla.

 

4- DURUMSAL EŞCİNSELLİK

Hapishane manastır veya dışarıya kapalı yurtlar gibi ortamlarda ortaya çıkan eşcinselliktir. Bu ortamın terk edilmesiyle tekrar eski hayatına geri dönebilen durumdur. Durumsal eşcinsellik çok nadir görülen bir durumdur. Çünkü hiç kimse iç dünyasında eşcinsel duygu taşımıyorsa, ne olursa olsun kolay kolay eşcinsel bir ilişki yaşayamaz.

 

5- GEÇİCİ EŞCİNSELLİK

Geçici eşcinsellik tedaviye yanıt verebilen 2. sırada ki tiptir.

Daha çok ergenlik döneminde ortaya çıkan ama çoğu kez ergenlikten yetişkinliğe geçişle birlikte kaybolan bir tiptir.

 

6- CİNSEL FANTEZİLERİN

    EYLEME VURULDUĞU EŞCİNSELLİK

Eşcinselliği gizli fantezi şeklinde yaşayan bu kişiler genellikle ayda birkaç saat cinsel fantezilerini gerçekleştirme eğilimindedirler.

 

7-SEX İŞÇİLİĞİ ŞEKLİNDE

   YAŞANAN EŞCİNSELLİK

Bu kişiler cinsel hizmet sunarak para kazanan kişilerdir. (Eşcinsellik Kader Değildir, sh 215-222)

 

B- GİZLİ EŞCİNSELLİK

Toplumda genellikle göz ardı edilen gizli (latent) eşcinsellik; dinamik bir kavramdır ve kişi benliği tehdit eden ve benlik tarafından kabul edilemez olan dürtülerini ve eğilimlerinin bilincinde değildir. (Kaynak: A. Cem Keçe: Eşcinsellik Kader Değildir)

Yukarıda alıntı yaptığımız bölümün içinde en önemli olanı ve tedaviye en iyi yanıt verebilen tip; eyleme vurmayan eşcinselliktir. Tabii ki güçlü bir iman, bütün eşcinsel boyutlarını kapsar. Burada şu konu çok önemli bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Zinaya yaklaşmamak!! Yani uzmanlar her ne kadar bunu açık açık dile getirmese de bunun çözümü; zinadan uzak durmaktır. Bir de işin irade boyutu var tabi, bunu da es geçmemek lazım. Bir çok eşcinsel tanıdım bir çoğu medyadan duydukları yalanların etkisinde kalarak tedavinin olabileceğine inanmıyorlar. Dolayısıyla iradeleri de zayıf oldukları için hepsi bu bataklığın içinde yaşıyorlar. Hepsi de mutsuz ve yarına dair hiçbir güvencesi yok. Bir çoğu öyle yalnız ki; bu yalnızlık onları erken yaşlandıracak kadar çok acımasız. Bu konuda 2 tane önemli kitaptan bahsedeceğim sizlere. Bunlardan ilki;

“Eşcinsellik Kader Değildir” bu kitapta çok önemli bilgiler bulunuyor. Özellikle tedavi olmaya karar veren kişilere çok faydalı olacağına inanılan önemli bir kaynak kitaptır. Kitabı A. Cem Keçe yazmış; kendisi Ankara yaşamaktadır; bu kitabın ilk sayfasında çok önemli bulduğum bir yazıyı aktarmak istiyorum.

“Hayat seçimlerden ibarettir.”

“İnandıktan ve istedikten sonra başarabilirim” bir seçimdir.

“Eylemi yapmayayım; fantezisi kalsın” da bir seçimdir.

“Bu benim tercihim; değişemem” de bir seçimdir.

Ama KESİN OLAN BİR ŞEY VAR Kİ; EŞCİNSELLİK KADER DEĞİLDİR’’

(A. Cem Keçe “Eşcinsellik Kader değildir” kitabı, sh. 09)

Burada önemli olan ve dikkat çeken husus kişinin kendi verdiği karardır. Kendi hayatından memnun olanlara bir sözümüz yok. Onlar ancak hesabı Allah’a verir. Ama biz tedavi olmak istiyorum diyenlere toplum olarak sırtımızı dönersek; yardımcı olmazsak kim yardım edecek. Zaten medya özellikle bu konuda çok haksız bir tutum sergilemekte;tedavi olmak isteyenlere “Bu senin tercihin; tedavi olamazsın bak zaten bilimsel kaynaklarda hastalık da değil diyerek” bu kardeşlerimizi daha da bunalıma sürüklemektedir. Halbuki işin iç yüzünü kendileri de bilmiyor. Neden hastalık olmaktan çıkarılmış ? Tabi ki tamamen politik nedenlerle ve eşcinsellerin; şeytanın ve yandaşların ısrarla bu konuda mücadele etmesi sebebiyle. Unutmamak gerekir bir insan yeter ki emek versin çok çalışsın mutlaka karşılığını bulur. Eşcinsellerin çalıştığı kadar Müslümanlar da emek verseydi bugün bu konumda olmazdık.

Özellikle sosyal medyada eşcinseller öyle çalışıyor ki hayretten dona kalıyor insan. Onlar yanlışı savunduğu kadar biz doğruları savunup söyleseydik şimdi şeytan ve onun uygarlığı bu kadar devrim yapamazdı.

 

Eşcinselliğin Nedenleri

Eşcinselliğin bir çok nedeni vardır. Bunları sadece bir nedende toplamak tabi ki doğru değildir. A. Cem Keçe: “Eşcinselliğin oluşumunda sosyal faktörlerin rolü çok önemlidir. Ergenlik öncesi verdiği belirtilerle bağıra çağıra gelen eşcinsel yönelim genellikle ailelerce fark edilmez.” demektedir. Ne yazık ki çok doğru! Birçok aile bunun farkına varamıyor. Hiçbir önlem almıyor; sonrası ise büyük bir hüsran…

Medyada tartışılan konulardan biri de; eşcinselliğin doğuştan olduğuna dair söylenen bir fikir akımıdır. Halbuki bakın A. Cem Keçe ne söylüyor: “Bazı vakalarda belli nedenler açıkça eşcinselliğe yol açarken; aynı nedenler başka vakalarda tümüyle değişik ruhsal belirtileri ortaya koymaktadır. Uygun şartlar meydana geldiğinde kaçınılmaz olarak kozmik buluşma gibi eşcinsel yönelim meydana gelebilir ama KESİNLİKLE EŞCİNSELLİK DOĞUŞTAN GELEN GENETİK BİR YAPI DEĞİLDİR.” ( sh: 145)

Eşcinselliğin bir çok nedeni var; sadece bir nedene bağlamak bizi doğru sonuçlara götürmez.

Bunlardan bir kaçını söylemek gerekirse;

-Anneyle olan ilişkinin daha ödüllendirici olması

-Baskın anne modeli

-Güçlü bir baba figürünün olmaması

-Babanın aşırı baskıcı ve otoriter olması

-Babanın yokluğu

-Babanın oğlunu red etmesi ve savunmacı kopma

-özerkliğin desteklenmemesi

- Küçük yaşlarda cinsel istismara uğramak ve sonrasında yaşanılan ağır travma

Bunları daha da genişletebiliriz. Burada çocukluk döneminde yaşanılan cinsel istismar ve sonrasında yaşanan travmaya değinmek istiyorum.

Nedense böyle bir durumda çocuk kendisini çok suçlu görüyor. Hayattan kopup kendi içine kapanıyor. Bütün hayatı boyunca bu ağır yükü sırtında taşımak ne kadar zor bunu yaşamadan anlamak imkansız!! İstismara uğrayan çocuk eğer bunu söylemezse ailesine yıllarca içinde bu acıyı yaşıyor. Bu açıdan aileler çok dikkatli olmak zorunda çocuklarını takip etmeli ve en önemlisi onlara güven vermeli. Öyle bir güven vermeli ki çocuk başına gelen bu kötü olayı rahatlıkla anne babasına söylemelidir. Ama ne yazık ki durum hiç de öyle değil. O kadar çok istismara uğrayıp ve bunu ailesine söylemeyen çocuk var ki. Bunların sayısı hiç de az değil. Özellikle aile içi fertlerden.

Bu konuda bir gazete haberi vermek istiyorum sanıyorum ki konuyu daha da açıklığa kavuşturacaktır.

“Yeni yüzyıl üniversitesinin çamlıca Alman hastanesinde düzenlediği ‘cinsel suç kavramı ve delillendirme’ isimli sempozyomun dünkü bölümünde en dikkat çekici sunumu İstanbul Üniversitesi Cerrah Paşa Tıp Fakültesinde; Prof. Dr. Gökhan ORAL yaptı. Prof. ORAL Siirt ve Manisa da ki olaylardan sonra gündeme oturan ve meclise sunulan raporla hakkında ki cezaların artırılması öngörülen Pedofoli(sübyancılık) konusunda aileleri uyardı:

“Toplum içinde en yaygın olan pedofoli tipi “Baştan çıkarıcı” tiptir. Bu tipin genel özellikleri 13 ve altında ki yaşlarda ki çocuklara ilgi gösterirler. Çocuklarla çok iyi iletişim kurarlar. Cinsel tacizde bulunmak için taktikler geliştirip konuşarak çocuğu o yola çekmeye çalışırlar. Aileleri tarafından ihmal edilen çocukları hemen anlar ve onlara daha çok yaklaşırlar. Çocuk zamanla pedofile bağlanabilir. Kurbanlarına kur yapma; hediye alma; ilgi ve şefkat gibi teknikler kullanırlar. Kurbanını elde edene kadar uzun süre bekleyebilirler.’’

(30 Nisan 2010 tarihli bir gazete haberi, özür diliyorum. Gazeteden kestiğim kupüre gazetenin ismini yazmamışım.)

Bu pedofoli hastaları cidden çok tehlikeli insanlardır. Cinsel istismardan ötürü ilerde bir çok çocuğun kaderini değiştirecek ve o çocuklarda eşcinsel olma sebeplerinden biri olacaktır.

 

Eşcinsel Duygu

Ne yazık ki görmezden gelinen noktalardan biri de eşcinsel aşklardır. Aslında buna aşk demek doğru değildir. Bunun gerçek adı saplantı!! Saplantının kelime anlamı “beyinden kolayca söküp atılamayan yanlış düşünce’’ olarak geçiyor. Gerçek eşcinseller kendilerini gerçekten aşık gibi görebilir ama biz şimdi o konuya girmeyeceğiz. Özellikle yaşadığı eşcinsel dürtülerden ötürü mutsuz olan acı çeken insanlar da istemeyerek birine saplantılı olarak aşık olabilirler. Burada bu konu hakkında özellikle tecrübeye binaen konuşmak gerekirse;

öncelikle yaşanılan bu duygu kesinlikle geçici bir durum eşcinsel olup da kendi hayatından memnun olmayıp acı çeken, mutsuz olan kardeşlerim için diyeceğim odur ki,kesinlikle bu duygu geçici eğer güçlü bir iradeye sahip olarak olaya yaklaşırlarsa bunun üstesinden gelmek zor değil.

Bunun için bazı şeylere dikkat etmek gerekiyor:

-Aşık olunan kişiyle duyguların en yoğun olduğu dönemde görüşmemek

- kendisinin ilgisini başka şeylere vermek

- kalbinde ona duyduğu sevgiyi tanımlamak ve aslında gerçekten ne hissetiğini sorgulamak

- o kişinin erkeksi yönleri ve bunun insan doğasına aykırı olan yönlerini keşfetmek

Bunlar gibi bir çok önemli unsur vardır. Tabi ki en önemli olanı; Allahtan korkmak ve vicdanen karşıda ki kişiyi de düşünmek. Yani Allahtan korkmayan her türlü günahı işleyebilir ve bu saplantıyı atlatması da tabiî ki zor olur.

 Bu konuda Joseph nicolosini kitabından alıntı yapmak ve bazı istatistikleri aktarmak bu konuya daha fazla ışık tutacaktır.

“(………) uzun araştırmalardan sonra; ilişkileri süreleri 1 ila 37 yıl arasında değişen 156 erkek çift tespit edildiler. Bu gruptakilerin üçte ikisi zımni ya da açık olarak belirtilmiş cinsel sadakat beklentisi ile ilişkiye başlamışlardı.

Araştırma sonuçlarına göre;156 çiftten sadece 7’si cinsel sadakati koruyabilmişti. Dahası; bu 7 çiftten hiç birinin beraberliği 5 yılı geçmiyordu. Diğer bir deyişle araştırmacılar cinsel sadakati 5 yıldan daha uzun bir süre koruyabilen tek bir erkek çift bile bulamamışlardı. Araştırmacıların ifadesiyle;

İlişki dışı cinsel aktivitenin olabileceği beklentisi; erkek çiftler için kural; heteroseksüeller içinse istisnai bir durumdu. Heteroseksüellerin (yani normal cinselliğe sahip insanların) “ölüm bizi ayırıncaya dek’’ sürecek bir ilişki olacağı beklentisi içinde yaşarken; gey çiftler ilişkilerinin kısa vadede dahi ayakta kalamayacağından emin değillerdi.’’ ( Onarım Terapisi sh. 127/ Joseph nicolosi)

Yukarıda ki araştırma sanırım bir çok gerçeği ortaya koymaktadır. Tanıdığım birçok eşcinsel hepsinin ortak noktası; günü birlik ilişki yaşamalarıydı. En uzun süren bile en fazla 1 yıl süren bu durumun en önemli ayrıntısı ise; ilişki devam ettiği dönemde bile partnerlerin birbirini bir başka biriyle aldatmasıdır. Dolayısıyla geylerin dünyasında asla sadakat yoktur. Hiç biri güven duymaz ötekisine; çünkü o kadar çok alternatif var ki ve aldatma olayı o kadar sıradan bir durum ki anlatmak mümkün değildir…

 

Sonuç Olarak

1- Allahtan korkmayan hiç kimse bu yoldan dönemez

2- Tedaviye en iyi yanıt verebilen eşcinsel tipi: eyleme vurmayan tiptir. Yani eşcinsel ilişki yaşamayan; zina etmeyen ve içinde bulunduğu durumdan mutsuz olan kurtulmak isteyen; eğer isterse tedavi olabilir;

3- Eşcinsel olup da mutsuz olan ama bir şekilde hemcinsine aşık olan daha doğrusu saplantı duyan eğer isterse bundan kurtulabilir. (Bunu birebir kendi yaşadığım tecrübeyle söylüyorum kurtulabilir yeter ki istesin)

4- Tedavi olup kurtulmak isteyen biri öncelikle medyanın ve şeytanın yalanlarına inanmamalıdır.

5- Çok iyi bir doktor bulup tedavi olmak için elinden geleni yapmalıdır. Günümüzde ne yazık ki bir çok psikiyatr bu tedaviye karşı çıkmakta ve tedavi olmak isteyenleri de geri çevirmektedir. Bu kesinlikle insanlık dışı ve kul hakkına girer. Bu konuda Ankara da faaliyet gösteren CİSED başkanı ve ‘’ Eşcinsellik kader değildir’’ kitabını ve buna benzer daha bir çok kitabı yazan ve eşcinselliğinden ötürü rahatsız olan kişilere yardımcı olup onların tedavisine olumlu bakan; ve aynı zamanda bu konuda gerçekten tecrübeli A. Cem Keçe tavsiye olunulur.

6- Öyle ya da böyle hepimiz öleceğiz eşcinsellerde ölecek sonuçda hepimizin gideceği yer belli öteki dünyada Allahın huzuruna alnımız ak olarak çıkmak istiyorsa en azından bu büyük günahı işlemeden işledikse tevbe ederek Allahın huzuruna çıkmak heralde her şeyden daha önemlidir…

Bir de şu konuya dikkat çekmek istiyorum. Her psikiyatr gerçekten bu konu hakkında yeterli bilgisi yok. Buna dikkat etmek gerekiyor. Çünkü tecrübeye binaen söylüyorum bazıları gerçekten insanı kandırıyor. Yaklaşık 1 yıl boyunca gidip terapilere katılıp sonucunda hiç fayda görmeyen vakalar da var. Buna dikkat edip iyice araştırıp ve en önemlisi bunun tedavisi yoktur. Eşcinsellik hastalık değildir diyen psikiyatrların yanına hiç uğramamak ve onların etkisi altında kalmamak; tedavi olmayı isteyen arkadaşlar için son derece önemlidir.

 

 

BÖLÜM-2

 

Benim İçinde Bulunduğum Durum!

1985 yılında dünyaya gelmişim. Tam da mektup dergisinin ilk sayısının çıktığı dönemde ben doğmuşum. Ailenin sondan 2. çocuğuyum. Daha küçük yaşlarda iken çok fazla baskı ve eleştiriye maruz kalan ben; ileri ki hayatımda aslında bunun etkisini de görecek ve bunun da etkisiyle ne yazık ki bu gün bu konumda olacakmışım. Hayatımda model alacağım; onu örnekleyip ona benzemeye çalışacağım bir baba figürü ne yazık ki yoktu. Babamın maddi gücü çok düşük olduğu için ancak evin geçimiyle ilgileniyordu dolayısıyla çocuklarına çok da zaman ayıramayan bir babam vardı.Aslında onu da suçlamıyorum çünkü onun da yapacak bir şeyi yoktu. Çocukluk dönemimde benden yaşça büyük abimden inanılmaz çok eleştiri alırdım. Her şeye kızan; sürekli beni azarlayan ve küçümseyen biriydi. Açıkçası bugün bile hala neden öyle davrandığını bende bilmiyorum. Hayatımda bana etki eden abim ileri ki hayatımda yaşanacak bu ağır sendromun da aslında tetikçisiydi. Çünkü onun yüzünden kendimi hep değersiz ve yetersiz gördüm. Özgüven eksikliğini ta o günlerden bana kalan acı bir hatıra oldu.

Abim gerçekten benim özgüven eksikliği sorunu yaşamamın en önemli sebeblerindendir. Bunu neden mi söylüyorum; eşcinselliğin önemli sebelerinden biri de; özgüven eksikliğine dayanan eşcinselliktir. Fakat asıl hayatımı en ciddi şekilde etkileyen başka biri vardı. Benim ömrüme en büyük darbeyi vuran asıl kişiden sırası gelince bahsedeceğim. Yaşadığım özgüven eksikliği hayatımı çok derinden etkiledi. Hep insanlardan kaçtım. İçime kapandım hatta öyle ki herhangi bir toplumda konuşmak bile bana inanılmaz zor geliyordu. Çünkü hep bana gülen; benimle alay eden bir baskın figürün etkisiyle bende aşılması zor engeller oluştu. Erkek arkadaşlarımdan çok kızlarla oynuyordum. Bu durum bir süre devam etti. Aslında ileride yaşayacağım ağır sendrom olmasaydı ben bu durumu kolayca atlatacaktım. Evet içine kapanık bir çocuktum ama aslında bu aşılamayacak bir engel değildi. Özgüven eksiliğine dayalı eşcinsellik belki birebir hayatımda etken olmadı ama onunda etkisinin olduğunu düşünüyorum. Aslında daha çok normal hayatımda ezici unsur oldu. Bugün bazı kararları almakta zorlanmamın sebebi de budur. A. Cem Keçe bu konuda şunları söylüyor:

“Özgüven eksikliği genelde evde; okulda ya da ilk cinsel deneyimlerde yaşanılan olumsuz yaşam deneyimlerinden sonra ortaya çıkar. Örneğin kişi büyüme aşamasındayken büyükleri ona sağlıklı ve destekleyici bir çevre sağlayamamış olabilir. Ona karşı çok eleştirel; talepkar veya aşırı koruyucu davranmış olabilirler. Sonuç olarak kişi zamanla kendisi hakkında olumsuz düşünmeye başlar. Bu durumda eşcinsel yönelim ortaya çıkabilir. Çünkü erkeklik; güç ve iktidar beyindedir.

Ayrıca özgüven erkeklik dünyası için vazgeçilmez bir özelliktir. Çünkü bir erkeğin bir kadınla ilişkisi her zaman bir rekabet veya çatışma ihtimalini barındırır. Diğer erkeklerle mücadele etmeye veya gerektiğinde kavgaya girebilme; özgüven ve erkeksi bir yürek gerektirir. Kendini bu konuda yetersiz hisseden bir erkeğin eşcinsel yönelim içine girmesi sık olmasa da görülen bir durumdur. Bu nedenle eşcinsel yönelim içinde ki erkek için özgüvenlerini güçlendirmeye yönelik hipnoz, hipnodrama, telkin tavsiye cesaretlendirme, güvence verme, ortam değiştirme, yol gösterme gibi terapi teknikleri tedavide sıkça kullanılır.” (Eşcinsellik kader değildir sh. 203-204 )

Hayatımda en önemli eksik babamın varlığını hissetmemdi. Ama babamı da suçlamıyorum. çünkü eğitim görmemiş ve kendi ailesinden öyle görmüş birini suçlamak doğru değil. Burada özellikle şunu belirtmek istiyorum. İleri ki hayatımda cinsel problemler yaşamamın tek nedeni özgüven eksikliği değil ama onunda etkisi yadsınamaz.

İlk okulda içine kapanık olmakla birlikte derslerde de çok başarılıydım. Ama her şey derslerde ki başarı değildi tabi ki. Mesela dikkatimi çeken bir başka şey nedense ben erkek arkadaşlarımla futbol vb buna benzer oyunlar oynamak istemezdim. Çünkü içimde ki özgüven eksikliği buna engel olurdu. Küçük yaşlarda çok acı çektim aslında hep çocuklarla kavga eder ama her zaman dayak yiyen ben olurdum. Bu durum bende fazlasıyla derin izler bıraktı. Ailemin içinde bulunduğu durumu anlatmaya devam edersek; madddi açıdan yetersiz bir yaşantımız vardı. Evimiz öyle büyük sayılmazdı. Ve ne yazık ki aynı odada tüm kardeşler birlikte kalıyorduk. Hatta üzülerek söyleyeyim ki bazı kardeşlerimle aynı yorgan altında yattığımız oluyordu. İşte o dönemde ben küçük çocukken ne yazık diğer abimin ağır cinsel istismarına maruz kaldım. ilk zamanlar hiç anlayamadım fakat yukarıda anlatılan pedofoli hastalarının yaptığı gibi abimin ağır ve benden derin yaralar açan tacizine maruz kaldım. Neden böyle bir şey yaptı bende bilemiyorum sanırım kendisi de hasta olduğunun farkında değildi. Pedofoli hastalarının yaptığı gibi uzun süre hiç bir şey yapmadı ta ki en uygun ortamı bulana dek. O zamanlar 20 li yaşlardaydı bende 6 yaşındaydım ve okula yeni başlayacaktım. Dediğim gibi  uzun bir süre olayı anlayamadım; çünkü aynı yataklarda yatıp hatta aynı yorgan altında olunca olayı fark etmem de zaman aldı. Aradan geçen bir zaman sonra olayı farkettim ve inanılmaz bir suçluluk duygusu ve korku dönemi başladı. Kimseye söyleyemedim. Ondan da artık tamamen uzaklaştım. O da anladı galiba; bir daha aynı şey olmadı. O günden sonra ondan nefret etim ama çocuk aklımla bunu unutmaya çalıştım. Evet bir süre unuttum sanki hiç yaşanmamış gibi. Peki öyle miydi. Sonra okula devam ettim. O dönemde yani ben 3. sınıfa devam ederken sınıfımda hemen yan sıramda oturan bir kızla arkadaşlığımız olmuştu. İkimizinde dersleri çok iyiydi. Ve bugün düşününce şaşkınlığım artıyor evet ilk okul 3,4 ve 5 sınıfta o kıza aşık olmuştum ben. Hatta bir ara sınıfta ki herkesin dilindeydi. O ağır tacizden sonra sanki hiç sorun kalmamıştı. Fakat ne yazık ki gerçek öyle değildi. Çünkü içimde ki cinsel duyguların bir kapsül gibi sıkışıp benliğimin en derin yerlerine saklanıp daha sonra gün yüzüne çıkıp beni esir alacağı bir durumdu. Psikolojide bu döneme latent dönem deniliyor. Yani ilk okulda cinsellik yoktur. Evet çocuklar aşık olabilir o dönemde bu cinsellik unsuru taşımaz. ilkokul 3.sınıfta aslında ne güzel günlerim olmuştu. Sonra 4. ve 5 sınıf işte hayatımın en masum dönemleri. O dönemde sınıfımda ki kıza aşık olmuştum; ki o da tepkisiz değildi. 

ilkokul bitince ortaokula devam ettim. O dönem sınıfımda ki o kız okulu ne yazık ki bıraktı. Devam etmedi ne yazık ki. Benim içinde ondan kopma zamanı gelmişti.

Ergenlik dönemine geçişle birlikte benim içinde en fırtınalı ve zor bir dönem başlamıştı. Sınıfında ki o kıza aşık olan kişi gitmiş sanki yerine başkası gelmişti. Bende tuhaf bir durum başlamıştı. Tarifi imkansız duygular ve karmaşık duyguların en zirvede olduğu bir dönemdi. Ergenliğe geçişle birlikte duygularımda değişme başlamıştı. Arkadaşlarım hep kızlarla ilgilenirken bende hiçbir farklı durum yoktu. Ne yazık ki ben onlardan farklı bir biçimde ergenlik dönemini yaşıyordum. Çünkü içime bir kapsül gibi sıkışıp hapsolmuş cinsel duygular artık gün yüzüne çıkıyordu. Ama herkesten farklı olarak. Şimdi bugün düşünüyorum da içimde ki eşcinselliğin baya geç farkına varmışım.  O dönemde nedense kendi hemcinsime ilgi duymama rağmen bunun farkına varmam zaman aldı. Ortaokul son sınıfta iken bir gün sanki benim beynime şimşek çakmıştı. Ne yapıyordum ben böyle!! Tüm duygularım kendi hemcinsime yönelikti. Ben daha çok onlardan etkileniyordum. Cinselliğim tamamen onlara yönelikti. Korkunç bir korku ve acı dönem başlamıştı. Evet olan olmuştu ne yazık ki ben eşcinsel eğilimlerin kurbanı olmuştum. Ayrıca namaz kılan ve ibadet eden biriydim. Kendimi sorgulamaya ve kendimde ki bu farklılığı irdelemeye başladım. Sürekli kendimi diğer arkadaşlarımla kıyaslamaya başladım. Her namazdan sonra her ezan okunduktan sonra Allaha dua ediyordum. Derken liseye başladım. Lise dönemim de hep acılar içinde geçti. Çünkü artık kendi içimdeki derdin farkındaydım. Herkes kızlara meylederken ben acılar içinde hayatıma devam ediyordum. O dönem de hep kızlara aşık olmak istiyordum ama olmuyordu bir türlü…

Bazen mutlu bazen mutsuz geçen o dönemde başarılı bir şekilde liseyi bitirip lise son sınıftan sonra üniversiteye hazırlanmaya başladım. Bu arada önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Benim görüntümde; davranışlarımda hal ve hareketlerimde hiçbir zaman kadınsı; feminen davranışlar olmadı. Dolayısıyla dışarıdan bakan biri bende hiçbir anormallik göremez. Yani bu konuda Allaha sonsuz şükürler olsun ki hal ve hareketlerimde davranışlarımda kadınsı bir durum yok. Tamamen normal bir görüntüye sahibim. Bu konuda kendimi şanslı buluyorum.

Üniversiteye hazırlanma döneminde bende müthiş bir mücadele başladı. Artık bu durumdan kurtulmak istiyordum. Hem sınava hazırlanıyordum hemde mücadele etmeye kararlıydım. İlk olarak tv de beni tahrik eden görüntüleri görmemek için yaklaşık 2 yıl boyunca televizyon izlemedim. Evet tam 2 yıl boyunca televizyon izlemedim. İzlemedim derken bazı programlarını değil tamamıyla hiç ama hiç izlemedim. Ne film ne haber kanalı ne dini bir program hiç ama hiç birini izlemedim.

Bir çok kişiden çok eleştiri aldım ama o dönem için hiç birine aldırmadan kararımı devam ettirdim. Ama bende müthiş bir şekilde vesveseler başladı. O kadar ki nefes almak bile bazen zordu. Sanki konuştuğum her insan içimde ki gizli derdi bilip de yüzüme haykıracak gibi geliyordu. Yani evet belki çok da doğru bir karar değildi ama o gün için öyleydi benim için durum. Kendi kendime telkinlerde bulunuyordum. Bugün düşünüyorum da aslında kendi kendine telkin de bir nevi terapi gibi bir şey; çünkü en bu bazen hiç tecrübesi olmayan doktorlardan bile etkili bana göre.

Şunu da belirtmek gerekirse epey yol aldığımı söylemeliyim. Ergenlik döneminde tamamen kendi hemcinsime olan duygularım biraz düzelmişti. Yani hiç doktora gitmeden ben kendimi telkin yoluyla karşı cinse ilgimi %40 seviyesine getirmiştim. Bunda tabi ki uzmanların söylediği tedaviye en açık olan eyleme vurmamak yani zina etmemek çok önemli bir faktördü. Sonra üniversiteyi kazandım. Okula devam ederken ilk yıl; benim için çok büyük bir imtihan başlayacaktı. Ne yazık ki bunu da söylemek zorundayım. Benim için çok acı bir dönem başlamıştı. Ben içimde ki sevgisizliğin verdiği boşluktan ötürü; ve en önemlisi ailemden hiç almadığım sevgi ve şefkat yüzünden, bir boşluğun içine düştüm. O dönem tanıdığım birinin çok fazla ilgisi; ve içimde ki sevgi boşluğu yüzünden birine saplantı halinde duygusal anlamda ilgi duydum. Ne yazık ki kendi hemcinsime duyduğum bu çok ağır ve yoğun sevginin o zamanlar aşk olabileceğini hiç bilemezdim. Fakat şunu özellikle belirtmek istiyorum. O kişiye karşı hiçbir zaman cinsel anlamda ilgi duymadım. Sadece büyük bir sevgiyle bağlanmıştım. İşte bu da zaten aşk değil ki saplantı. Karşıda ki insanın hiç haberi olmadı. Zaten ben bile bunun aşk olduğunu bilmiyordum. Saplantı ya da aşk sonuç olarak çok yoğun duygunun adı da heralde aşktır bildiğim kadarıyla. Bu gün düşünüyorum o gün ki halime çok acıyorum. Ne kadar da çok seviyordum onu. Öyle ağır bir sevgi bazen bana çok saçma geliyordu. Fakat hep şöyle bir savunma vardı bende; ben bu kişiyi arkadaş gibi kardeş gibi sevdiğimi sanıyordum ama hiçbir dostça sevgi öyle ağır ve şiddetli olmazdı. Evet ne yazık ki içim de yaşadığım boşluğun etkisiyle ona saplantılı olmuştum. Aslında ondan bana hiçbir zaman bu olayı tetikleyecek bir durum söz konusu değildi. Ama ben kendi zaafımdan ötürü böyle bir acının içine düştüm. İşte tam o zamanlar da bende farklı bir durum oldu. Aslında bu daha öncede devam ediyordu ama dönem baya artmıştı. O da şu ki; ben sürekli ama sürekli her gece kabuslarla dolu rüyalar görüyordum rüyalarımda hep kendimi hemcinsimle zina eder halde görüyordum. Yani gündüz içimde ki hapsolan bilinçaltı duygularım geceleri rüyalarıma girerek beni zehirlemeye çalışıyordu. Öyle bir mücadele içindeydim ki ne olursa olsun haram işlememeye kararlıydım. Bir yanda duygusal anlamda acı çekerken yani saplantının anlamını bulmaya çalışırken bir yanda da geceleri rüyalarım beni zorluyordu.

Hep bir çözüm yolu ararken aklıma bu tehlikeyi fark eden bir yazarı aramak geldi. Zaten tanıyordum onu ama demiştim ya bende özgüven eksikliği olduğu için uzun bir süre arayamamıştım. Neyse X hanımı aramıştım fakat eşi X ile görüştüm. Durumumu anlattım. O da beni X hanıma yönlendirdi. Daha sonra X hanım ile görüştüm. O kadar içine kapanık biriydim ki kendi durumumu anlatmak bile epey zaman aldı.

X hanım hormon testi yaptırmamı istedi. İnanın hormon testi için bile hastaneye günlerce gidemedim çünkü sanki birileri anlayacak gibi geliyordu. Nihayetinde testi yaptım. Daha sonra aradan bir zaman geçtikten sonra tekrar test yaptım. Test sonucu gayet normaldi. Yani hormonlarda bir sorun yoktu. Sonra istanbula gittim Emine hanımla tanıştım. İstanbulda iyi bir doktora gittim o da benim durumumun tamamen psikolojik olduğunu söylemişti.

Zaten ben de az çok biliyordum. Çünkü yaşadığım travmanın etkisiyle böyle bir durumla karşılaşmıştım. X hanıma okuldan tanıdığım arkadaş gibi sevdiğimi sandığım kişiye olan sevgimi anlattım. Bana bunun aşk olduğunu daha doğrusu saplantı olduğunu söyleyince; o gün gerçekten çok ama çok üzülmüştüm. Demek ki bunu da yaşayacakmışız!!

İstanbuldan döndükten sonra bahsettiğim kişiye olan tavırlarımı çok değiştirdim. Ama bir o kadar da acı çekiyordum inanılmaz bir acıydı o. Günün birinde o kişiye olan saplantımın geçeceğini bana söyleselerdi o zaman asla inanmazdım. O yıl o kişinin okulu bitti ve ayrıldı gitti. Yaklaşık 3 yıl boyunca hiç görmedim fakat acısı hep içimde duruyordu. Nedense bir türlü geçmek bilmiyordu. Bu 3 yıl öyle acı ile geçti ki anlatamam.

Sonra 3 yılın sonunda o kişiyi görmeye karar verdim içimde ki kangren olmuş yarayı kesip atmak istiyordum. Bu arada ben de okulu bitirmiştim. Onun benim yaşadığım şehre bağlı bir yerde askerlik yaptığını öğrendim. Ve onu gidip gördüm! İşte benim için tüm her şeyin anlam bulduğu içimde ki saplantının şifresinin çözüldüğü gündü o gün… Onu gördüm ve çok şaşırdım. İnanılır gibi değildi. Benim o çok sevdiğim kişi bu muydu! inanılır gibi değil. İçimde ki tüm zincirler kırıldı. Meğer ben onu görmeyeli ne kadar da gözümde büyütmüşüm. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. O gün eve giderken içim de yaşadığım saplantının da son kullanma tarihi gelmişti. Bunu özellikle anlatmak istedim. Çünkü bir insan yeter ki emek versin ve istesin âşık olduğu kişiyi içinden söküp atabilir. Bunu her türlü haliyle ben kendim tecrübe ettim. Şükürler olsun ki kurtuldum kendi hemcinsime olan saplantıdan. O yuzden diyorum ki lütfen kendinizi ateşe atmayın. Kendinizi harcamayın. Aşık olan eşcinseller eğer isterse mutlaka bundan kurtulabilir.

Daha sonra ne oldu biliyor musunuz. ilk zamanlar onu gördüğüm halde acısı devam ediyordu ama zamanla tamamen yavaş yavaş bitti. Evet o içimi yakan saplantı yavaş yavaş geçti. Ben kendi durumum için mücadele etmeye devam ettim. Bir psikologa gittim yaklaşık 7 ay terapiye devam ettim. Epey faydasını gördüm ama o doktorun tayini çıktı gitti. Uzun bir süre ara verdim fakat hiçbir zaman bu ara döneminde zina etmedim. Hep mücadele ettim. En son bundan yaklaşık 8 ay önce psikiyatrın birine gittim durumu söyledim tedaviye başladım ama bu doktoru daha ilk günden gözüm pek tutmamıştı. Zaten kendisi eşcinselliğin hastalık olmadığını söyleyip duruyordu ama terapilere de devam ediyordu eğer sen istiyorsan tedavi olabilirsin diyordu ama itiraf edeyim ben bu doktordan hiç memnun kalmadım. Hiçbir fayda gördüğümü söyleyemem. Çünkü bu konuda hiç tecrübesi olmadığı belliydi ama ben yinede devam ettim. Bu dönemde ben internette A. Cem Keçe’yi tanıdım. Kendisine durumumu anlatan mail attım. O da bana bazı kitaplar önerdi. Bunlardan ilk okuduğum Joseph Nicolosinin “Onarım Terapisi” adlı kitabıydı. Sonra A. Cem Keçe’nin “Eşcinsellik kader değildir’’ kitabını okudum. Bu dönemde kendi doktoruma bu kitaplardan bahsettim tuhaf bir şekilde bana bunları okumamı ve sadece verdiği ilaçları kullanmamı istedi. Fakat buna karşı çıktım. Çünkü kendisinin bu konuda tecrübe sahibi olmadığını anlamıştım. 8 aylık dönemde bana sadece en ağır depresyon ilaçları verip beni oyalayan ve en önemlisi bunun hastalık olmadığına inanan biriyle devam edemezdim. Sonunda kendisi de bu konuda tecrübeli olmadığını itiraf etti. Ofisine bir daha gitmedim.

Şimdi hangi durumda olduğumu söylemem gerekirse; açıkçası okuduğum kitaplardan; yaptığım araştırmaların da etkisiyle epey yol kat ettim.

Ama tabi henüz tam anlamıyla iyileştiğimi söyleyemem. Bunun için emek vermek ve mücadeleye devam etmem gerekiyor. Aslında bende özgüven problemi olmasaydı belki çok daha iyi bir durumda olurdum. Her ne kadar eskisine göre epey mesafe almama rağmen hala bazı kalıntılar var. şimdi yüzde 60 kadınlara ilgim var ama bunun yeterli olmadığına inanıyorum. Son durum olarak Ankara’da ki CİSED başkanı A. Cem Keçe’nin ofisine gidip tedaviye ordan devam etme kararını aldım. Doktor A. Cem Keçe’nin dediği gibi

“Hayat seçimlerden ibarettir.

İnandıktan ve istedikten sonra başarabilirim bir seçimdir.

Eylemi yapmayayım ama fantezisi kalsın da bir seçimdir.

Bu benim tercihim değişemem de bir seçimdir.

AMA KESİN OLAN BİR ŞEY VAR Kİ; EŞCİNSELLİK KADER DEĞİLDİR.

SON OLARAK GÖZLEMLERİMDEN BİR KAÇINI SÖYLEMEK İSTİYORUM

– Gerçek eşcinsel olarak tabir edilen hiç kimse asla gerçek anlamda mutlu değildir. Sadece günü birlik yaşayan ve asla yarına dair bir güvencesi olmayan bir yaşantıları var

– Hepsi birbirini diğeriyle aldatıyor.

– kendileri bile kendilerine asla güvenmeyen yapayalnız insanlardır.

–İstanbul’da kıyamet alemetini görmek isteyenler taksimde ve sıra selvilerde yani o taraflarda gay barlara baksın. Korkunç rezil bir ortam ve insanlık dışı yerler.

– Normal bir erkek de karşı cinse bakarken tahrik oluyor. İnsan her tahrik olduğunda hemen duygularının her dediğini mi yapmalı, tabi ki hayır. İnsan her istediğini gerçekleştirmeye kalkarsa sonu gelmez. Çünkü fazla doyum doyumsuzluk getirir.

Allah’ın razı olduğu ve ahirette alnı ak olarak; içinde bu duygu olsa bile yinede zina etmeden Allahın huzuruna çıkmak dileğiyle.

Unutmayalım ki bir gün hepimiz mutlaka öleceğiz; öyle ya da böyle bu hayat bitecek neden sonu hüsran olsun ki!

 

Rumuz : Yeni Sayfa

Hüseyin Kaçın <huseyinkacin@hotmail.com>
26 Mayıs
 
Kime:
Die Homosexuelle Therapie & Die Homosexuelle Behandlung

Hüseyin Kaçın : ‘’ Die Annäherung der Geistlichen über Homosexualität ist imperfekt und begrenzt . ‘’

- Die homosexualität ist verboten in Islam als vielee Menschen . Aber manche Menschen denken dass es nicht verboten ist . Als manche Menschen , es ist eine Sünde wie Alkohol zudrinken , zulügen ; und das interessiert ihm selbst . Welche Gruppe hat Recht für sie ?

An dem homosexuelle-therapie Prozess , kann mann nicht einen religiöse Blickwinkel erzählt . Näht mann zum Jung , der eine Behandlung sucht , ohne mit dem psychologische-entwicklung Prozess Winkel.. Die religiöse Konzepten wird nicht an diesem Prozess untersucht . Wir wollen nicht , dass die homosexuelle Persönen an dem homosexuelle-therapie Prozess mit dem religiöse Winkel schauen. Weil , wenn die jungen mit den ‘’ es ist eine Sünde ‘’ , ‘’ die Leute von Sodome ‘’ , ‘’ zubrennen in der Hölle ‘’ Dachten lebt , wird ihre Homosexualität bleibend .
Die Annäherung der Geistlichen über Homosexualität ist imperfekt und begrenzt . Daneben , sie lösen nicht die Homosexualität , im Gegenteil befehlen sie der ‘religiöse schwule’ Begriff . Sie bieten zugedulden und sagen ‘’wenn du homosexuelle Gefühlen hast ; verheirate nicht , lebe ohne zusündigen , wirst du deiner preis in dem Paradies nehmen .’’ . Diese Gedachten verstärkt den religiöse-homosexuell Begriff.

Religiöse-blickwinkel hat eine Schützere Rolle , aber keiner heilsame-Effekt . Wenn ein Jung, die homosexuelle Richtung oder Lebe hat , Unruhe hat , soll er/sie mit einer Psychologe , die über homosexuelle-therapie erfahrener ist , homosexuelle-Therapie machen .

www.huseyinkacin.com

http://www.huseyinkacin.com/forum/index.php?board=25.0

'' Kliken Sie um mehr zu lesen ''




 
 
 
Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki 
yaklaşımları eksik ve yetersiz”

Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk 
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Milli Görüş kö-
kenli Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın, 
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü 
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri 
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı 
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan, 
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı. 

http://www.iot.nl/sozhakki/sozhakki132.pdf dergiyi okumak için tıklayınız

www.huseyinkacin.com

Stichting Inspraakorgaan Turken in Nederland (IOT)
Maliebaan 13
3581 CB Utrecht
Tel: 030-2343625
Fax: 030-6700517
E-mail: info@iot.nl
Website: www.iot.nl
 

CHP Milletvekili Binnaz Toprak'a, ABD'li eşcinseller ödül verecek.

Star Gazetesi'nin edindiği bilgiye göre, CHP'nin Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanvekili İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak, Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu kuruluşu (IGHLRC) adlı eşcinsel hakları savunucusu kuruştan ödül almak üzere kızıyla birlikte New York'a geldi.

 

http://haber.stargazete.com/politika/chpli-vekile-abdli-escinsellerden-odul/haber-753197

 

 
 
 
 
 
EŞCİNSEL İDEOLOJİ ve EŞCİNSEL LOBİ: MEDYANIN EŞCİNSELLİK POLİTİKASI

BDP'nin oy oranı % 7-8 olduğunu düşünürsek; güneydoğu (kürt) sorunu çözümlendiğinde takdirde; Türkiye'nin gündemini işgal edecek yeni konu 
" eşcinsellik sorunu " olacaktır. Türkiye'de eşcinsel-lezbiyen birey sayısı % 5-10 arasındadır.

Ülke Tv'de Ersoy Dede'nin sunuculuğunu yaptığı Bıçak Sırtı programında eşcinselliğin tartışılması idi. Programa Ali Rıza Demircan, Barbaros Sansal gibi isimler katılmıştı. İşte yine sürekli eleştirdiğim iki taraf bir aradaydı. Barbaros Şansal eşcinsel haklarından başka bir şey konuşmuyor, Ali Rıza Demircan eşcinselliğin günah olduğundan başka birşey söylemiyordu. Yine kısır bir tartışmaydı, çözüme dair bir şey yoktu. İşte bu yüzden Ersoy Dede'ye ulaşıp konuyu anlatmaya çalıştık. Bu işin böyle çözülmeyeceğini, tedavinin gündeme gelmesi gerektiğini söylemeye uğraştık. Hüseyin Bey'in mücadelesiyle yakından ilgili olan gazeteci İklim Bayraktar, Ersoy Dede'ye ulaşıp konuyla ilgili program ayarlamaya çalıştı. Programa Hüseyin Bey ve İklim Hanım katılıp eşcinselliğin tedavisinin olduğunu anlatacaklardı. İklim Bayraktar ve Hüseyin Kaçın'ın tanışması iki seneden fazla olmuş ve İklim Iklim Ayfer Bayraktar
o zamandan beri eşcinsellik meselesiyle ilgileniyormuş. Konuyla ilgili detaylı araştırmaları olmuş. Danışanlarla görüşmüş, yaşadıklarını dinlemiş. Şimdi bu programda, ekranlarda doğru düzgün konuşulmamış olan eşcinsel terapiyi konuşacaklardı.

İlerleyen günlerde "a haber" kanalındaki Mehmet Ali Önel'in sunduğu Deşifre programında eşcinsellik konuşulmuş. İşin açığı programı izlemedim. Konukları, programın seyrini filan tam bilmiyorum ama bizim savunduklarımıza uygun bir program olmuş bildiğim kadarıyla. Ne varki; programa katılanların konu hakkında yeterince bilgisi olmadığı ve hazırlıksız çıktıkları için doyurucu olmamış. Bu yüzden Ülke Tv'deki Bıçak Sırtı programı için yaptığımız gibi Deşifre programına da mailler atıp derdimizi anlatmaya uğraştık. Bir arkadaşımıza Mehmet Ali Önel'den cevap gelmiş. Kendisi yapılan propagandadan rahatsızmış ve tedavinin olduğuna inanıyormuş. Gayet olumlu bir cevaptı. Bir program ümidi doğdu ama çabuk söndü. İlerleyen günlerde, önceki program için çok tepki aldıklarını, bu yüzden konuyu programa taşımamaya karar verdiklerini söylemişler. Evet; alıştık artık.

Bizim dindarlara eşcinselliğin dini olmadığını, kişinin elinde olmayan bir durum olup eşcinsellerin yarısının dindar olduğunu o kadar anlatmaya çalışıyoruz ama nafile.. İşte örnek ortada. Bir ara İran cumhurbaşkanı "Bizim ülkemizde ABD'deki gibi eşcinseller yok" demişti. Halbuki asla doğru değil. Konu hakkında detaylı araştırma yapmanıza gerek yok, herkesin malumu zaten. Bu örnekte olduğu gibi, dindarlar kendi içlerinde de eşcinseller olabileceğini bir türlü kabullenmek istemiyorlar. Soruna çözüm bulmak yerine halının altına süpürüyorlar, sırf "haram, günah" diye yaklaşıyorlar. Ha şu var; kişinin eşcinsel duygulara sahip olması kendi isteğiyle değildir ama bunu fiiliyata döküp dökmemesi kendi elindedir. Ama bu durum bastırmakla çözülecek iş değildir. Dinimizin evlilik üzerinde ne kadar önemle durduğu hepinizin malumu.. Peki eşcinsel bir insan evlenebilir mi? Evlense de mutlu olabilir mi?

www.huseyinkacin.com

http://www.huseyinkacin.com/forum/index.php?board=25.0

devamını okumak için linki tıklayınız
 
Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne baba sağlamakla yükümlüdür!...

Eşcinsel ya da Lezbiyen eğilimleri olan gençlerin aile dinamiklerine baktığımızda; ailenin iç dinamik yapısında anne-baba’nın kadın-erkek kimliklerinde yetersizlikler yada dengesizlikler gözlemlenmektedir. Aslında eşcinsel yada lezbiyen birey bu ailenin yapısındaki dengesiz yapı ile içsel olarak çatışmaktadır. Bilinçaltı süreçlerinde “ ben sizin gibi değilim, sizden değilim “ dercesine anne babasına direnç göstermektedir. Bu açıdan baktığımızda eşcinsel-lezbiyen birey ruhsal anlamda sağlıksız aile içerisinde, psikolojik açıdan iyileşmeye en yakın kişidir. Ama ailenin iç yapısı genelde onu sorunlu olarak algılamaktadır. Eşcinsel Terapi gözlemlerimize göre kendi eşcinsel-lezbiyen eğilimlerini bilinçaltında bastırmış, bu anlamda gençlik ve yetişkinlik sürecinde yüzleşmelerden kaçınmış kişilerin kurdukları aile sisteminde çocuklarından birinde bu eğilimler açığa çıkmaktadır. 

Fonksiyon bozukluğu ailelerin sonucu olarak eşcinsel yada lezbiyen yaşamı seçen bireylerin, evlilik yada birlikte yaşam adı altında devlet desteği sonucunda başkalarının çocuklarına yetiştirme adı altında el koymaları insanlık suçudur. Biyolojik olarak penis ve vaginanın birleşiminden üremiş çocukların penis-penis yada vagina-vagina ilişkisi altında yetişmeleri psikolojik açıdan kesinlikle sakıncalıdır. Psikoloji’nin en temel teorilerinden erkek çocuklarda oedipus kompleksi, kız çocukların elektra kompleksi engellenecektir. Erkek gibi kadın baba (lezbiyen); Kadın gibi erkek anne (eşcinsel) rol modellerinin çocukları hangi cinsel kimlik süreçlerine sürükleyeceği tamamen belirsiz dipsiz bir kuyudur. Ayrıca eşcinsel tedavi süreçlerinde karşılaştığımız danışanların ilişkilerinden edindiğimiz deneyimlere göre eşcinsel erkeklerin ilişkilerindeki duygu yoğunluğu genelde kalıcı olmamaktadır. Birlikte yaşam sürecinde erotik yaşam arttıkça süreç içinde duygusal çatışmalar ortaya çıkmakta ve artmaktadır. Erotik tatminin ötesinde eşcinsel ilişkiler genelde narsist ve borderline karakterlerin psikolojik bir iktidar oyunu olarak yaşanmaktadır. Eşcinsel ilişkideki bilinç –bilinçaltı psikolojik tatmin anlamını yitirdiğinde eşcinsel ilişki ya sadece erotik bir ilişki düzleminde devam etmektedir ya da ilişki kıskançlıkla sonuçlanarak kısa sürede bitmektedir. Eşcinsel ilişkiler genelde en fazla 1 yada 2 yıl sürmektedir. Eşcinsel bireylerin bir kısmında abi, kuzen yada komşu taciz ve tecavüzü söz konusudur.

Lezbiyen ilişkilerde ise vagina-vagina oyununda penis eksikliği nedeniyle erotik temalardan ziyade bireyler duygu yoğun bir yaşam sürmektedir. Fakat erkek rolündeki kişi partnerini aşırı sahiplenmektedir. Kadın rolündeki partnerin aynı zamanda erkeklerden etkilenmeye açık bir kişiliği de bulunabilmektedir. Lezbiyen ilişkilerde kadın rolündeki lezbiyen bireyler aslında biseksüel bir kişilik yapısı sergilemektedirler. Lezbiyen ilişkiler genelde 1.5 – 5 yıl sürebilmektedir. Lezbiyenlerin bir kısmında genelde baba tacizi durumları yaşanmaktadır. 

Devlet denilen otoritenin koruyuculuğunda olan çocukların, sonu karanlık olan bir macera içine sokularak harcanması; devletin güçsüzlüğü ve yetersizliğine işarettir. Devlet kendisine emanet edilen çocukların yükünü sırtından böyle kolay çözümlerle atarken aslında kendi kuyusunu kazarak, geleceğini yok etmektedir. Eşcinsel yada lezbiyen ilişkilerde asla tek eşlilik söz konusu olmayacağı için, çocukların zihinsel ve psikolojik gelişimleri her aşamada olumsuz etkilenecektir. Modern zamanlarda ortaya çıkan bu tarz sorunlar devlet denilen sistemin aksaklıklarından ortaya çıkmaktadır. Adaletsiz devlet, adaletsiz çözümler üretir.

www.huseyinkacin.com

http://www.huseyinkacin.com/forum/index.php?board=28.0

devamını okumak için linki tıklayınız
 

 

 

DİĞER YAZILAR

Oğlum gibi binlerce masum insan cezaevlerinde
ABD'de bir Müslümana saldıran iki çocuğa gözaltı
ÖRGÜTÜN BİRİNCİ MİSYONU İSLAM'I YOK ETMEK
"Bayırbucak Asla Düşmeyecek"
KÜRTAJ EKİPMANLARI BULUNDU
SORULARA CEVAP VERİYORUM(4)
Soru,insan yaratılmadan önce yaratıldı.Melekler sordu ilk soruyu.
SORULARA CEVAP VERİYORUM(3)
Zihnini kasıtlı olarak soru sormaya yönlendirme çünkü baş edemezsin. Ama soru tabii olarak oluşmuşsa; edep kurallarını aşmayan soruları KORKMADAN SOR
TÜRKİYE'NİN AYDIN SORUNU VE ŞENLİKOĞLU
İlk kitabının ardından 2.5 yıl cezaevine hapsedilmiş bir yazar olan Şenlikoğlu, giyim kuşamına kadar çizgisini hiç bozmadı.
ŞENLİKOĞLU'NDAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR
En çok okunan yazarlardan Emine Şenlikoğlu’ndan Habervaktim’e çarpıcı açıklamalar:
EŞCİNSELLİĞİN BİLİNMEYEN YÜZÜ
Şu yer yüzünde rotasını belirlememiş olan insanlar artık neye inanacağına şaşırmış bir durumda. Her şey o kadar karmaşık bir hal almış ki işin içinden

n

SORULARA CEVAP VERİYORUM(2)

n

SORULARA CEVAP VERİYORUM(1)
 
 
 

KATEGORİLER

SİTE YAZARLARI

ALINTI YAZARLAR

ABDULKADİR TURAN

İslam dünyasında Müslüman kimliğin yeniden keşfi..
FARUK BAŞER

ESTETİK AMELİYATI
ABDULCELİL CANDAN

Peygamberlere İman Konusunda Görülen Bazı Batıl İnançlar
FATMA TUNCER

GENÇ KUŞAĞIN ÇIKMAZLARI
AHMET TAŞGETİREN

FETVA LİNCİ GERÇEK FETVA
SEMA MARAŞLI

EVLİLİK KÜLTÜRÜ
İLHAN ORAL

HİZMET Mİ FİTNE Mİ
AHMET ANAPALI

ATATÜRK DEDİ Kİ KAN İLE YAPILAN İNKILAPLAR DAHA SAĞLAM OLUR
SERDAR TUNCER

AÇILMADAN YAKILAN BİR MEKTUP
CEM KÜÇÜK

İSLAMCILIĞIN DÖNEMİ ESAS ŞİMDİ BAŞLIYOR
İBRAHİM SARMIŞ

Hz. Muhammed'in (s) Büyülendiği İddiası
MEHMET EMİN YILDIRIM

Efendimiz (s.a.s.) Kimleri Şikâyet Edecek?
SERDAR DEMİREL

HAYATINI KAYBETTİ DE NE DEMEK
MEHMET KAPLAN

BU ACI NASIL ANLATILIR
MUSTAFA ÖZCAN

ALLAH İÇİN ÖLEYİMDE
ABDURRAHMAN DİLİPAK

İMAN ETTİK DEMEKLE
MEHMET GÖKTAŞ

Geceyi büyük bir medeniyet yapanların çocuklarıyız
CEMAL NAR

UYANIK KÜRTCÜ İSLAMCILARA UYARI
YAŞAR DEĞİRMENCİ

LALE DEVRİ MÜSLÜMANLARI GİBİYİZ
ŞEVKİ YILMAZ

HER DİRİLİŞ BİR FETİHTİR
ABDULLAH YILDIZ

SON ANDA
YUSUF KAPLAN

İNSANLIĞIN YÜKÜNÜ OMUZLARIMIZDA HİSSETMEK
HAYREDDİN KARAMAN

LAİKÇİLER ATAKDA
ABDULLAH BÜYÜK

EVLERİMİZİN MANEVİ KİMLİĞİ
FEYZULLAH BİRIŞIK

Bir davetçiden ya da bir kitaptan nasıl faydalanırsın?

MİSAFİR YAZARLAR

YAZAR ADAYLARI

DUYURULAR

GÜZEL SÖZLER

Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı,ölümünden sonra anılmaz

İSTATİSTİK

Sayac
Tekil  13386
Toplam 2307416
 
 

Eminesenlikoglu.Org internet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Tasarım ve Kodlama Networkbil.Net