Kullanıcı Adı

:   Şifre :

 Şifremi Unuttum

LALE DEVRİ MÜSLÜMANLARI GİBİYİZ


YAŞAR DEĞİRMENCİ

24/01/2016 - 18:52 -

Dn, hayatın tamamında, insan fıtratının her özelliğinde vardır. Boşluk bırakmaz. Sünnet de iyi anlaşılmalıdır. Sünnet; söz ve şekilden ziyâde hikmet/ruh/ilke/mânâ ve gaye ile anlaşılmalıdır. Kur’anın pratiği veya hayata aktarılışıdır. Peygamber Efendimizin, Kur’an-ı Kerimi esas alarak hayatın her alanında; inanç-ibadet-eğitim-hukuk ve ekonomi vs. gibi konuları kapsayacak şekilde ortaya koyduğu bir model ve dünya görüşüdür, yaşayış tarzıdır. Allah Rasulünün İslam’ı anlama ve hayatın her alanına uygulama, teorik ve pratik olarak ortaya koyduğu bir düşünce ve hayat tarzıdır. Dinimizi yaşarken örnek alacağımız Peygamberimizin hayatı, bir kalıp veya şablon değil, bir nümune/emsal/örnek model olarak ele alınıp değerlendirilmelidir.

Sünnet anlayışımız, sadece geçmişin bir tekrarı olmamalı, asrımızdaki İslam toplumlarının karşılaştığı problemleri çözmede yol gösterme (kılavuz ve rehber) fonksiyonu taşımalıdır. Dinimizi yaşayıp yaşamadığımız, kendi koyduğumuz ölçü ve değerlendirilmelerle değil, halimizi Kur’an ve Sünnet’e arz etme ile anlaşılır. Bu sayede Rabbimizin razı olduğu hayat tarzını ortaya koymuş oluruz. Şeriatı olan bir Peygamberi hakem tayin edemiyoruz.

Kınayanların kınamasından korkmadan, mazeretlere sığınmadan, yaşayamadığımız hususlarda kabahati zamana yüklemeden...

Din namına, İslâm’a hizmet namına ortaya kim çıkarsa çıksın; hassasiyet göstermek, dikkat etmek, zararlı olmamak, aleyhte kullanılacak malzeme vermemek durumundadır. Yaşanan olaylar, şuurları iğdiş etti. Kafalar, gönüller karıştı. İnanan insanların ruh dünyası ile oynandı. Güven bunalımı doğdu. Emin olan, güvenilir bilinen ‘Mü’min şahsiyeti’ yaralandı. Sadece buna sebebiyet verenlerle kalmadı, büyük kitleler zan altında bırakıldı. Bunalıma, tedirginliğe kapı açıldı. Şimdi de kapat kapatabilirsen…

Allah adına konuşmaktan daha ağır bir sorumluluk olmadığı halde, Allah adına konuşmak bu kadar hafif mi görülmeliydi? Bir işin Allah adına olması yani ondan sevap beklenmesi, bizim temennilerimizle değil Allah’ın kabulü ile mümkündür. İmanın yolu, istikamet yoludur. İslâm’ın ölçüleri, istikamet ölçüleridir. Bu ölçüler bize Kitabımızla, Peygamberimizle bildirilmiştir. Bize düşen, bildirilmiş ölçüler üzerinde amel etmektir, tefekkür etmektir; onların yerine yeni ölçüler ikame etmeye çalışmak, yorumda bulunmak değil. İman-amel ihlas sarsılmaz ölçüdür.İslâm’ın nasıl yaşanacağının en güzel ve mükemmel örneği, Resulullah Efendimizdir. İslâm’a uymayan beyanlar ve tavırlar, kimden gelirse gelsin reddedilir. İsterse o kişi havada uçsun, denizde yürüsün! Bu bir imtihan çeşididir. Ahir zamanda, gitgide daha çok görülecektir. Bu durum, bildirilmemiş değildir ki. Ne kadar tuhaftır, insanlar, ‘imtihan dünyası’nda olduğumuzu unutup, fevkaladelikler görmek istiyorlar; görmeyi çok istedikleri için de, olmayanı bile var gibi görüyorlar. Gördüklerini o türlü ve o yönde “algılamaya” yatkın bir ruh hali içinde bulunuyorlar. Dinimizde olmayan bu “olağanüstüye”, “gizeme”, “sırra”, “esrara” olan aşırı ilgiyi nereye koyacağız? Allah Rasulü’nün yaşadığı “model hayat” hiçbir sahteliğe izin vermeyecek kadar gerçek ve açık olarak ortadadır.  Rasulüllah Efendimiz’in hayatı hep ifrat ve tefritten uzak, ‘itidal hayatı’dır. Bir tek tavrını,  sözünü, işaretini gösteremezsiniz ki itidal güzelliği taşımasın. Peki nasıl oluyor da Müslümanlar itidali, ölçü ve dengeyi bırakıp, ‘aşırılıkları/abartıları’ önemsiyorlar. Peygamberimiz: “Din’de ifrat (aşırılık) helake sebeptir” buyuruyor. Çünkü itidalden uzaklaşmak, dinin özünden/esasından sapmadır. Niyeti ne olursa olsun her ifrat, yoldan uzaklaştırır. ‘Efdaliyet (üstünlük) hastalığı’na tutulanlar, mutlaka âyetlerin ışığında siyer kitaplarını, hadis-i şerifleri üzerinde düşünerek okumalı ve ‘laf ebeliği’ lüzumsuz savunmaya geçme, hata ve sapmalarına tevil veya mazeret üretme yerine kendisini bir ‘nefs muhasebesi’ne tâbi tutmalı, gerekiyorsa yeniden bir iman tazelemelidir.

Kur’an’ın uygulayıcısı Rasulullah’ın, ilk neslin iç dünyasında inşa ettiği usul ve üsluba, bugünün Müslüman’ı (her türlü imkana sahip olduğu halde) muhtaçtır. Dinimize, Kitabımıza hizmet eden/etmeye çalışan herkes beyaz elbise giymiş demektir. Beyaz elbise leke kabul etmez. Hatalarımızdan, zaaflarımızdan, İslam adına üzerimize terettüp eden hizmetlerden, sorumluluk ve mükellefiyetlerden kolayca sıyrılamayız.

Hayata müdahale eden bir din bizi rahatsız ediyor. ‘Vahyin Kutsalı’ yerine kendi kutsalını tercih eden bir yapı ile karşı karşıyayız bugün. Dünyevîleşme tehlikesine dikkat çekip, ‘Dine hizmet edenler’in lüks, israf, konfor içinde yaşayışları, servet üzerine servet yığmaları doğal hale geldi. Normal yiyip içmelerin, gezmelerin, tatile gitmelerin bile mükemmel sofralarda, lüks otellerde, ‘tatilya’larda, merasimlerle yapılır hale getirildi. Bununla da yetinilmedi, başkalarını da tahrik, teşvik, özenti içine sokarak,‘sade hayat’ unutuldu/unutturuldu. ‘Lale Devri Müslümanları’ gibiyiz. Ramazanın başlangıcı olan hilal görülünce, zevkü sefalarına devam edebilmek için, hilalin görülmediğine fetva arayan, nefislerinin esiri olup kendinden geçmiş Müslümanlar en büyük problem bugün.

Dinimiz İslam; bu kısır düşüncelerle ölçülemeyecek kadar büyük bir dindir. Kimsenin vazifesi de İslam’dan olanlarla olmayanları ayırmak ve şüphelileri tarassut altında tutmak değildir. İslam’a kendisi gibi bakmalıyız. Sadece bir tarikat penceresinden, bir vakıf bülteninden, bir önderin izinden, bir siyasinin görüşünden bakılacak kadar küçük bir alanda değiliz. Düşünmeye, kıyaslamaya, sorgulamaya, özeleştiriye, beşerî zaaflarımızı ve şuuraltımızı bir denge noktasında kıvamlandırıp fazilet ve güzellik hâline dönüştürmeye o kadar ihtiyacımız var ki… Maalesef buna mecalimiz de cesaretimiz de yok! Şunu nefsimize söyleyemiyoruz/söyletemiyoruz: Dünyevî hiçbir şey imanımızdan daha değerli değil!

DİĞER YAZILARI

LALE DEVRİ MÜSLÜMANLARI GİBİYİZ
İMTİHAN DÜNYASI

KATEGORİLER

SİTE YAZARLARI

ALINTI YAZARLAR

ABDULKADİR TURAN

İslam dünyasında Müslüman kimliğin yeniden keşfi..
FARUK BAŞER

ESTETİK AMELİYATI
ABDULCELİL CANDAN

Peygamberlere İman Konusunda Görülen Bazı Batıl İnançlar
FATMA TUNCER

GENÇ KUŞAĞIN ÇIKMAZLARI
AHMET TAŞGETİREN

FETVA LİNCİ GERÇEK FETVA
SEMA MARAŞLI

EVLİLİK KÜLTÜRÜ
İLHAN ORAL

HİZMET Mİ FİTNE Mİ
AHMET ANAPALI

ATATÜRK DEDİ Kİ KAN İLE YAPILAN İNKILAPLAR DAHA SAĞLAM OLUR
SERDAR TUNCER

AÇILMADAN YAKILAN BİR MEKTUP
CEM KÜÇÜK

İSLAMCILIĞIN DÖNEMİ ESAS ŞİMDİ BAŞLIYOR
İBRAHİM SARMIŞ

Hz. Muhammed'in (s) Büyülendiği İddiası
MEHMET EMİN YILDIRIM

Efendimiz (s.a.s.) Kimleri Şikâyet Edecek?
SERDAR DEMİREL

HAYATINI KAYBETTİ DE NE DEMEK
MEHMET KAPLAN

BU ACI NASIL ANLATILIR
MUSTAFA ÖZCAN

ALLAH İÇİN ÖLEYİMDE
ABDURRAHMAN DİLİPAK

İMAN ETTİK DEMEKLE
MEHMET GÖKTAŞ

Geceyi büyük bir medeniyet yapanların çocuklarıyız
CEMAL NAR

UYANIK KÜRTCÜ İSLAMCILARA UYARI
YAŞAR DEĞİRMENCİ

LALE DEVRİ MÜSLÜMANLARI GİBİYİZ
ŞEVKİ YILMAZ

HER DİRİLİŞ BİR FETİHTİR
ABDULLAH YILDIZ

SON ANDA
YUSUF KAPLAN

İNSANLIĞIN YÜKÜNÜ OMUZLARIMIZDA HİSSETMEK
HAYREDDİN KARAMAN

LAİKÇİLER ATAKDA
ABDULLAH BÜYÜK

EVLERİMİZİN MANEVİ KİMLİĞİ
FEYZULLAH BİRIŞIK

Bir davetçiden ya da bir kitaptan nasıl faydalanırsın?

MİSAFİR YAZARLAR

YAZAR ADAYLARI

DUYURULAR

GÜZEL SÖZLER

Hiç acı çekmemiş olanlar düşüncesiz olurlar

İSTATİSTİK

Sayac
Tekil  13386
Toplam 2307430
 
 

Eminesenlikoglu.Org internet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Tasarım ve Kodlama Networkbil.Net